"BU COĞRAFYANIN TOPAL ULYSSES'İ" / BÜLENT USTA-RADİKAL KİTAP - Yasakmeyve.com

"BU COĞRAFYANIN TOPAL ULYSSES'İ" / BÜLENT USTA-RADİKAL KİTAP

YASAKMEYVE'YE DAİR » "BU COĞRAFYANIN TOPAL ULYSSES'İ" / BÜLENT USTA-RADİKAL KİTAP

BU COĞRAFYANINI TOPAL ULYSSES'İ

Bülent Usta

2 Kasım 2007, Radikal Kitap


Komet'in uzun yıllardır beklenen şiir kitabı Olabilir Olabilir, Kitap Fuarı'nın sürdüğü bugünlerde yayımlandı. Kitapta, Komet'in 1960'tan başlayarak 2007'ye kadar sürdürdüğü şiir serüvenini, yazdığı tüm şiirler bu kitaba girememiş olsa da, derli toplu biçimde görmek mümkün.

Paris-İstanbul arasında bir yaşam süren, farklı kültürler ve disiplinlerden beslenen, daha çok ressam yanıyla tanıdığımız Komet'in, bir de aslında dergilerde yayımladığı şiirlerle de kendisini açık eden 'Şair Komet' boyutu var ki, işte bu kitap o boyutu bizler için daha görünür hale getirdi. Şairin, kitabın giriş yazısında da belirttiği gibi 'aç karınla' okunmaması gereken, ironiyi ve felsefeyi yamacından ayırmadan, gündelik yaşamın ayrıntılarından bir sanatçının yaşadığı döneme tanıklığına kadar pek çok şeyi, hem içerik, hem de biçimsel olarak şiirin imkânlarını araştırıp zorlayarak ortaya koyduğu bir kitap Olabilir Olabilir... Komet'e soru sormak zor, zaten kendisi bir soru olduğu için. Yine de bazı sorular, bazı yanıtlarla kesişir gibi oldu...

Söyleşiye başlarken, söyleşiler hakkında neler düşündüğünüzü öğrenmek isterim...

Yıllardır yaptığım söyleşilerin büyük çoğunluğundan hiç memnun olmadım. Hatta bazen söylediklerimin tam tersi anlama gelen yanlışlıklar oldu. Bir keresinde, 'anarşist' sözcüğü nasıl oldu anlamıyorum 'faşist'e dönüşmüştü. Daha sonraları İlhan Berk, söyleşileri yazıyla yanıtlamak gerektiğini şöylemişti, ama genç gazeteciler ısrarla görüşmek istiyorlar. Bazen onları kırmak zor oluyor. Geçenlerde bir gazeteci söyleşi yapmak istemişti, kendisine rahatsız olduğumu, ancak bir ürün verdiğim zaman medya ile ilişkiye girmenin doğru olacağını düşündüğümü söyledim. Çok ısrar edince de, kırmamak için soruları göndermesini, e-postayla cevap vermeye çalışacağımı söyledim. Ama gazeteci arkadaş, başka bir sanatçının kitabındaki bazı yalan yanlış bilgilerle sayfasını doldurduğu gibi, iyi anlamadığını söylediği cevaplarımı da kendine göre yorumluyordu. En son geçen cumartesi bir gazetedeki söyleşide, şair isimlerini yanlış yazdığı gibi, kendi kuşağımdaki şairleri sayarken Egemen Berköz'ün adı geçince "A o da mı şair" diye şaşırmış, ben de tabii ki "Egemen önemli bir şairdir üstelik" demiştim. Ama gazetede soru ortadan kalkmış, sadece 'Egemen çok önemli bir şair' kısmı kalmış ki, bu da diğer şair arkadaşların önemli olmadığı gibi bir anlam kaymasına neden olmuş. Daha feci örnekler de var ama sözü uzatmak istemiyorum. Ama Fazıl Işıldaklar diye bir şair tanımıyorum.

Biraz klişe bir soru olacak ama: Neden şimdi? Neden bunca yıl beklediniz bu kitap için? Bu kitapla ne yapmak istediğinizi, bir de sizden dinlesek?

Melih bey, Oktay bey, Edip bey, Metin bey, Selahattin bey, Naci bey kızarlar diye korktum. Ama daha sonraki kuşaklardan arkadaşlarım Mustafa Irgat, İzzet Yasar, Salih Ecer, Necmi Zekâ, Seyhan Erözçelik yardımcı oldular, İlhan Berk beyefendi ve Lale Müldür hanımefendi, Orhan Koçak bey de desteklediler. Ayrıca yazı ve şiirlerin beklemesi, yıllarca bazılarının üstünde tekrar tekrar çalışma fırsatının olması onları zamana karşı dirençli bir hale getirir veya çürütür diye düşünüyordum. Çünkü koca bir yüzyılın izdüşümü bizi kasıp kavuruyor, alak bullak ediyordu. Şiir de bu coğrafyanın bir evladı olarak damıtılmış bir özsuyu değil miydi? Bazı çalışmaların bekletilip zamana karşı sınanması önemliydi benim için. Bu kitabı yani yarım asırlık çalışmalarından seçtiğim bu yazı ve şiirleri belki kendisiyle iletişim kuracak kimesneler bulunur bahtı kara maderimizde diye, belki bir gün arkeolojik kazı yapılırsa, bu çağdaki yaşamın bir şahidi, bir şehidi diye saklarlar, ders alır ileriki kuşaklar diye... Sonunu hak getire... Aslında bütün kitabı hem hepsi birden bir eser gibi ele alabiliriz veya birilerinin, bir sürü ayrı şairin (bilmediğimiz gizli bir şiir örgütü var mesela), hep saklamışlar şiiirlerini; ve bir antoloji çıkarıyorlar nihayet. Zaten kitabın son şiirinin son mısrası "SON" diye bitiyor. Çünkü bu kitap, 1910'da Yahya Kemal'in yurda dönüşüyle başlıyor, Refik Halit'in anılarından alımış bir alıntıyla. Benim için bu kitap eksik etek bir gün yerine bir asırlık geri kalmayla, bu coğrafyanın topal Ulysses'i oluyor.

Felsefeyle de çok yakından ilgilendiğiniz bu kitaptan da belli oluyor. Şiir yazmak, aynı zamanda felsefe yapmak anlamına mı geliyor sizin için?

Küçük yaşta sorular soruyorsunuz: 'Her şey ne', 'varlık nedir' gibi. Sonra araştırıyorsunuz, okuyorsunuz... Dini kitaplar, tasavvuf ve Leibniz'e rastlıyorsunuz. Sonra Spinoza, derken felsefenin içine çekilmeye başlıyorsunuz. Sonra bir gün Zerdüşt'üne rastlıyorsun Nietzsche'nin küçük bir Anadolu kentinde. Size birkaç gün için verilen kitabı yazıyor ve ezberliyorsunuz. Bu arada Nicolai Hartmann'la ontoloji ve o zamanlar çevrilmiş bazı metinlerle, mesela "Hiç üzerine, Metafiziknedir?" gibi, Heidegger'le karşılaşıyorsunuz. Ve bir gün Yüksek Kaldırım'dan aşağı inerken elinizdeki kitap Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı ve onun önsözünü okuyorsunuz. İşte orada bir şeyler oluyor ve nihayet neden düşündüğünüz gibi düşündüğünüzü anlamaya başlıyorsunuz. Ve Karl Marx, Devgenç, Paris... Zamandan sonra, kötümser bir devrimci... Ve sitüasyonistlerle karşılaşma, yani kendi etiğini kendin kurma... Gündelik yaşamda, ilkenle ilkelenmek çok önemli oldu hep benim için. Sıfatlanmamak, etiketsizlik... Vaneighem'le, Debord'la, Baudrillard'la karşılaşmalar... Daha sonra diğer okumalar. Hâlâ...

Kitapta yer alan şiirlerinizin altına tarihler düşülmüş. Ama bu tarihler, o şiirin bitişini değil, başlangıcını gösteriyor sanırım. Aslında o şiirler 1969 yılında da, 1996 yılında da yazılmış olsa da, tüm şiirlerinizin 2007 yılında yazıldığını, son noktanın 2007'de konulduğunu söyleyebilir miyiz? Bu soruyla ilişkili olarak, bir şiirin doğuş serüveninin sizde nasıl cereyan ettiğini, ironiyi neden hiç elden bırakmadığınızı da biraz açsak...

Somutu önce soyutlayıp sonra tekrar somutlamak gekiyor sanat haline gelmesi için demiştim çok eskiden. Yani bir dönüşüm olması lazım, üzümün şarap haline gelmesi veya turşu kurmak gibi bir şey. Yani ruhun madde haline veya maddenin ruh haline dönüşümü demiştim, doğal olarak bu fincanlarla çağrılan bir ruh değil. Eski şiirlere dokunmak çok tehlikeli, eski resimlere de. Çünkü durumlar değişiyor, konumlar, hatta anlamlar. Ama bazen eski bir yazı itici bir ivme yaratabiliyor ve ortaya melez (iyi anlamda) bir iş çıkabiliyor. Şimdiki duruma uyum gösteremedikleri için, eskiden yazılmış ve bir köşede duran bazı şiirler bu yüzden kitaba giremedi.

Çok değişik itkilerle yazıyorum. Okumalardan yola çıktığım çalışmalar, metinlerarası gödermeler... Veya yaşamdan yola çıkan notlar... Veya otomatik yazı denemelerdinen yola çıkarak... Belli bir yere gidiyor aslında tüm bu çabalar ve okumaların doğrultusu. Bazen bir nefeste de çıkabiliyor, ama uzarsa biçim problemleri de baş gösterebiliyor ya da kurulaşabiliyor.

İroni de bir ifade biçimidir. Bazen acıları soyutlar, sahtelikleri ortaya çıkartmak için iyi bir ilaç da olabilir ironi. Mesela, Nietzsche'nin yaşam coşkusunda ironik bir temel var gibi gelir bana. Bilemiyorum, bu daha önce hiç aklıma gelmemişti, yanılıyor da olabilirim. Ama önemli değil. Ben aciz bir şeyler sayıklamaya çalışan 'yarım-yamalağım', samimi olarak ama bu meraklı "yarım-yamalak" da kimseden korkmadan sorular sorup cevaplar vermeye kalkışabilir değil mi? Kitabın bir yerinde bir dize var 1960 ortalarında yazılmış. Diyor ki: "Herkes bir şey söylüyor, böylece devam ettiğini anlıyoruz."


Olabilir Olabilir

Komet, Komşu Yayınları, 2007, 272 sayfa, 20 YTL.